Yenik, Yılgın ve Yorgun

Kendimi başarısız hissediyorum, ki bu his depresyon tanısı alacak bir halet-i ruhiyeye girmemle de tescillendi. Bu depresif hal, büyük cümlelere ve heyecanlara karşı beni daha bir alerjik kıldı. Zaten özünde muhafazakâr bünyem kimi zamanlarda içine kapanıcı tepkiler dahi vermeye başladı. İlerde ümitlenme hakkımı saklı tutmak kaydıyla bugün artık pek ümitli değilim.

Bu ümitsizliğin ve kopuşun düğümünü geriye doğru açmak istiyorum.

  • Tema: Başarısızlık

Yakın bir arkadaşım “yuh olsun bize, şunca adam bir alternatif geçinme yolu bulamadık” dedi. Kendini, bir adım sonra biz arkadaşlarını, bundan bir adım sonra da yeryüzünde ezilmiş olan bazı insanları modern dünyanın ezici ekonomik düzenine esir etmeden kardeşçe geçindirebilecek bir kurum, tedavi merkezi planının akamete uğraması üzerine bu hayal kırıklığını ifade etmişti. Kuramadık.

Ben bu düşünceye o zamanlar o kadar heyecanlı yaklaşmamıştım. Neticede kurum oluşturmaktan ziyade anlık dayanışma faaliyetlerinin daha faydalı ya da heyecanlı olduğunu düşünüyordum. Koşuşturmacalar geçip de bu koşuşturmalardan geriye sadece zamanında edinilmiş bir “biz de bir şeylere koşturduk” hissinden başkası kalmayınca insan kendini bomboş bulabiliyor.

  • Tema: Toplu Acılar, Bireysel Yaşantılar

Hz. Musa kaybolan tek koyununun peşine düşüp geriye kalan otuz dokuz koyununu yakacak babacanlıkta bir adammış. Bizler bireyselleşmiş bireylerdik; ataya, ataerkiye ve her türlü otoriteye karşıydık. Böylece aramızdan kaybolan tek koyunları dert etmedik.

Belki burada bir dipnot düşmeli. Dert ettiklerimiz oldu, yine de yapımız gereği kaybolan tek koyunları da ikna edecek bir “tutkunlukta” değildik. Aramızdaki bağı takviye eden ülkenin sorunlarına ilişkin düşünsel bazı çıkarımsamalarımızdı. Bu bağlar bazen duygusal bağlara dönüştü; fakat temelinde düşünsel kaldı.

Hz. Musa’nın kaybolan tek koyunun peşinden gitmesini bırakın bunu fark etmesi bile bugün için büyük bir meziyettir. Bir gözetme ve gözetlemeyi ifade eder. Biz de tabi birbirimizi gözetliyorduk: siyasi noktada uzun tartışmalarla. Ortak seviyede tutturulan ve eşitlenilmeye çalışılan tek nokta siyasi görüştü. Sonradan buna bireylerin tartışmadaki söz hakları da eklendi (belki de girişilmiş en hayırlı iş buydu). Siyaset noktasında birbirimizi tesviye eder gözetirken akşam başka evlere, başka şartlara, başka işlere ya da işsizliklere döndük. Siyasi noktadaki gözetme ve gözetleme bize sahte bir birliktelik hissi veriyordu.

Burada kadim zamanlarda yürüyen bir ekibin belki de bunu aşmak için kendini öldürecek bir hamle yaptığını duymuştum (ortak mülkiyet deneyi). Keşke onlar da bir özeleştiri yazsa da okusak. Sanırım bizimkini tekeden süt sağmaya çalışmaya benzetirsek onlarınkini de tekeden süt sağma işini abartmaya benzetebiliriz. Abartınca teke ölebiliyor, ortaklık bitebiliyor. 

  • Tema: Öğrencilik

Belki on seneden fazla oldu, bir Kur’an meclisine girmiştim. Toplananların çoğu yakınlardaki amele pazarında iş kovalayan işçilerden müteşekkildi. Lise öğrencisi sadece iki kişiydik. Kafamda ideal bir sahne olarak kalmış.

Üniversitede dahil olduğum işler temelde öğrenci işi olarak kaldı. Öğrencilik boş zamanın bol olduğu, bu sebeple de insanın ideal olana daha çok kafa yorabildiği, dünyadan uzaklaşabildiği zamanlar. Gerçek hayat kimimizi yavaş, kimimizi hızlıdan çarptı. Bütün işler aynı çarpma kuvvetine sahip değildir. Bazı işler insanın eski düzenini devam ettirmesine daha çok izin verirken bazıları bunun tam aksi bir etki gösteriyordu. İşsizliğin çarpma kuvveti ise bambaşka.

Ben birkaç yıl çeşitli ofislerde çalıştım ve ofislerden de iş ilişkilerinden de illallah ettim. Bu çoğu yapay ilişkilenmeler ancak aç kalma karşısında bir alternatif teşkil ediyor. Tabi arada şahsiyetini yitirir, onlardan olursan belki de sıkıntı kalmaz. Yine de “ofis” sadece dizi olarak güzel.

Geçenlerde twitter’da bir arkadaş prekaryayı emeğinin karşılığını almak için de emek gösteren bir sınıf olarak tanımladı. Zengin değilsek hiçbirimiz için bir çıkış imkânı yok, rezil bir durum.

Bu rezil durum içinde, çalışma hayatıyla iç içe bir mücadele içinde bulunmak, bir şeylere el atmak en azından belirli işler için fazlasıyla zorlu.

  • Tema: Birikim

Her türlü haksızlık karşısında, özellikle emek sömürüsüne karşı mücadele İslami anlamda ulaştığım son noktanın beni götürdüğü yerdi. Arkasındaki itici güç daima Müslümanlık oldu. Müslümanlığı içinde bulunduğumuz yerler besleyecek değil, oralara tekke diye gitmedik eyvallah. Ama sanki daimi bir ikircikli hali de koruduk. Ya neydik biz? Tekke değiliz diyorduk, içimizde tekke ihtiyacı arada sırada görülüyordu, tekke değiliz dediğimiz yapıya bir tekke gibi de yaklaşıyorduk. Yine bir teke-süt çıkmazı. Şimdi enerji bitti, hatta biteli yıllar oluyor. (Kendi adıma) yolda kaldık.

Arada bu tekke (olmayan oluşumlar) içinde, mesela Kur’an okuyup yorumlarken kendimi bir garip hissederdim. Eksik bir şey mi var? Oysa başka türlü bir şey benim istediğim. Rengi başka, tadı başka.

Sanırım eksik olan nokta duygusallıktı. Oysa biz tam da bu duygusallığın karşısında durmuştuk. Kur’an okumaya geçtiğimde halamlar bana büyük kırmızı bir Mushaf hediye etmişti de ön sayfasına Hasan el Benna’nın vay Müslümanlar ölülerinde okudu da ne yazıyor diye içine bakmadı minvalindeki sözünü yazmıştım. İnsan hayatı ve duygularının bir bütün olduğunu, ifrat-tefrit meselesini sanırım daha iyi kavrıyorum.

Duygusallığın yokluğu ve mantığın yüceltilmesine karşılık siyasette olabildiğine donkişotça (irrasyonel), ahlak vurgusu yüksek, duygusal tavır. Bilemiyorum.

  • Tema: Müslüman Kalmak

İçtihat savunuculuğunun karşısında içtihat kapılarının sürgülenmesini savunan bir argüman var. Bu argümana göre hükümler sabitlenmeseydi sultanlar, melikler içtihat kapısından istedikleri her hükmü geçireceklerdi (kapı kapanınca da geçirmedi değiller gerçi). Bunun için kapı kapatıldı.

Dünya yöneticileri bir yana hepimizin nefsi de bir sultan. Biz içtihat kapısını fiilen açınca bizim sultan da bu kapıdan istediğini geçiriyor. Bugün Müslüman yenilikçinin klasik makasıt hükümleri kadar sabit olan soyut hükümleri dahi yok, tamamen soyutlanmış, gündelik siyasete indirgenmiş bir hal. Böyle olunca kişi yürüyen bir hüküm motoruna dönüşüyor, yaşadığı her ikilemde aldığı karar bir akide çizgisi olarak beliriyor ve onunla Müslümanları suçluyor. Karşı tarafımda kaldınız, kafir değilseniz bile batıl içindesiniz.

Şimdilik sorunlu, iki adım sonra tüketici bir tavır.

  • Tema: Hep Gam Hep Keder

Sanki attığımız adımlar bir çöl rüzgarında yitti gitti de geriye sadece çölde sıcak alnında yitirdiğimiz günler kaldı. Keler, çöl çekirgesi, çöl yılanı vb. yiyerek. Şüphesiz bu da bir beslenme tarzıdır fakat sanıyorum vücudu ezer.

Hiç gülmedik demek büyük yalan olur. Çay içmeceler, sigara içmeceler, kartopu oynamacalar hepsi iyi ve hoştu. Fakat sanırım öldürücü formül çalışma hayatının tam güçle araya girmesi, hayatta yaşanan hayal kırıklıklarının birleşmesi, siyasetin alan tanımazlığı, etkisizlik hissi,

Öyle bir hale gelmiştim ki Galib bunu güzel tasvir ediyor:

“Vadileri rik-u şişe-i gam

Kumlar sağışınca hüzn-ü matem

Hargehleri dud-ı ah-ı hırman

Sohbetleri ney gibi hep efgan”

Bardağın dolu ve boş tarafı muhabbeti yapacak değilim ama yıllar boyu sade ve sade kötüyü yaşamak, kötüyü düşünmek ve kötüyü konuşmak sonunda bilincimin de bulandığını fark ediyorum. Ki bu da üstadın devam dizelerinde kendine yer buluyor:

“Şeb-buyı görür kimi sanur şeb

Kimisi de sünbüle der akreb”

Son bir not olarak şunu söylemek isterim. Bunlar tabi benim kendimden ve bir takım münferit olaylardan yola çıkarak yaptığım genellemeler. Tecrübeleri benden başka olanlar tabi ki vardır ve belki de bu durumlar benim tikel gözlemlerimle sınırlıdır.

Top 5 Bombastik Arapça Politik Şarkılar

Çoğu vatandaşımız gibi ben de Arapça şarkılarla düğünlerde çalan mezdeke sayesinde tanıştım. Arapça politik içerikli şarkılarla tanışmam ise 2006 Lübnan-İsrail savaşı sırasında oldu. Televizyonda Feyruz’un Li Beyrut’u bombalama görüntüleri ile beraber Kanal 7’de veriliyordu. Hem ses hem müzik fazlasıyla hoşuma gitmişti. Daha sonraları Kayseri İslamcı radyolarında yine Feyruz’un Zehret el-Medain gibi şarkıları ile radikal İslamcıların pek sevdiği senehudu’lar çalınmaya başlandı. Ben de Arapça politik şarkılarla tanıştığım bu andan sonra elimden geldiğince bunları dinlemeye ve hissetmeye çalıştım. Zamanla yaş geçip büyüdükçe neyi sevip neyi sevmediğime dair daha kesin fikirlere sahip olmaya başladım ve en sevdiğim bu -kah üzen kah coşturan- şarkıları listelemeye karar verdim. 

Bombastik No: 1

Mavtıni

Mavtıni benim dünyama el-cezire’de yayınlanan, F.K.Ö. hakkındaki “Devrimin Hikayesi” isimli belgesel serisi ile girdi. Her bölümün başında duya duya alıştım ve sonunda daimi dinleyicisi haline geldim. Türkiye’de de Taksim’de mavtıni dinlerken ağlayan bir kadının görüntüleri eşliğinde bolca dinlendi. 

“Türkiye’de de Taksim’de mavtıni dinlerken ağlayan bir kadının görüntüleri eşliğinde bolca dinlendi. “

Şarkının bir çok versiyonu mevcut. Malesef çoğunda hiç hoşa gitmeyen ağlak bir tarz kullanılıyor (birilerinin hoşuna gidiyor belli ki).

Türkçe altyazılı ağlak versiyon örneği

Eser Filistin ve Irak tarafından milli marş olarak kullanılmış. Şiirin yazarı İbrahim Tukan Filistinli, milliyetçi bir şair; bestecisi Lübnanlı Muhammed Fleyfel. Şiir Arap dünyasında vatan sevgisini yansıtan belki de en temel parça.

Dinlenmesini tavsiye ettiğim versiyon

Bombastik No: 2

Unadikum

Unadikum da mavtıni gibi Arap dünyasının en bilinen şarkılarından. Şiiri kaleme alan Filistinli şair Tevfik Ziyad. Eserin bir bestesi daha önce Mısırlı efsane müzisyen Şeyh İmam tarafından yapılmış.

Şeyh İmam versiyon

Bugün dinlenen, bilinen beste ise Ahmed Kabur’a ait. Çakal Carlos dizisinde Wadi el Haddad’ı canlandıran on parmağında on marifet Ahmed Kabur şiiri 1975’te Lübnan İç Savaşı başlarında 20 yaşındayken besteliyor. Şarkının yer aldığı albüm genel olarak işgal-direniş eksenindeki duygulanımlar çevresinde dönen parçalardan oluşuyor. Dinlemekten keyif aldığım bir albüm. 

Şarkı Türkiye’de bildiğim kadarıyla İslamcılardan Grup Yürüyüş tarafından, soldan Bandista tarafından yorumlandı. 

Grup Yürüyüş Versiyon
Bandista Versiyon

Eserin en çok beğenilen ve paylaşılan versiyonlarından bir tanesi de Bosnalı çocukların söylediği Unadikum’du. 

Bosnalı çocuklardan

Eserin en dinlenesi versiyonu ise Ahmed Kabur’un 75’te çıkardığı orijinal hali.

Orijinal Versiyon

Bombastik No: 3

Şeyyid Kusurek

Şimdi cebi deliklerin şarkısına geçelim. Mısır uzun, ilginç tarihi olan bir memleket. İslam dünyasına yön veren birçok düşünürün çıktığı bol miktarda orjinalite barındıran bir toprak. Şeyh İmam ve Ahmed Fuad Necm de bu memleketten çıkan incelenmeye, okunmaya, dinlenmeye değer iki isim. Bir yerden sonra küsseler de Şeyh İmam ve Ahmed Fuad Necm beraber takılan iki arkadaş. Necm şair ve Mısır yerel lehçesinde şiir yazıyor. Şeyh İmam da bu şiirlerden kimilerini besteliyor. Şeyh İmam-Fuad Necm ikilisinin müşterek işlerinden belki de en güzeli Şeyyid Kusurek. Şiir yozlaşmış yöneticilere karşı karşı çıkan halkın marşı. 

Şeyh İmam ve Fuad Necm çok fazla hapse girdikleri için doğru dürüst, kaliteli kasetleri yok. Gördüğüm kadarıyla Şeyyid Kusurek’in en güzel iki versiyonu aşağıdakiler.

Yaygın kayıt
Şeyh İmam’ın omuzlara alındığı Tunus konseri

Bombastik No: 4

Elveda Ya Cemal

Bu şarkıyı kim besteledi, kim yazdı bilmiyorum. İzlediğim bir dizide duymuştum ve çok hoşuma gitmişti. Zamanın kudretli devlet reisi Cemal Abdünnasır’ın ölümü ardından yazılmış, okunmuş bir ağıt. Bir devlet başkanına yazılmış en hazin ağıt belki de budur. Ne yazık ki doğru dürüst bir kaydı mevcut değil. 

Ağıdın sözlerinde Abdünnasır’ın ifade ettiği anlam, halkçılığı vurgulanmakta. 

Başında ölüm duyurusuyla…

Bombastik No: 5

Hammat el-Mecd

Cezayir’de Fransızlara karşı verilen direniş çelişkileri, zorlukları, başardıkları ve başaramadıkları ile tahakküm-direniş ilişkilerine ışık tutan oldukça önemli bir vakıa. Bu savaşa dair ilgim bir film ve bir kitap tarafından daha da kamçılanmıştı. 

Şarkı bu havayı iyi yansıtıyor. Coşkusu ve çelişkileri ile vatan sevgisi, sömürgeci karşıtlığı, hürriyet isteği… “Senin uğruna yaşadık ey vatanım!”. Şair Ömer Bernavi, şarkıcı Şerif Kutbi olarak yazılmış bir yerde. 

Şarkıyı yine el-cezire’nin bir belgeselinde duymuştum sanırım. Malesef bu eserin de doğru düzgün bir versiyonu youtube’da yok. Yeni kayıtlar pek ağlak, eski kayıt cızırtılı. Temiz bir versiyonunu Cezayir Kültür Mirası Arşivi sitesinde buldum.

Cızırtılı versiyon

Temiz versiyon

İyi dinlemeler.