Prof. Dr. İsmail Görkem tarafından yazılan eserin temel olarak üç özelliği var. Sizi bağlam hakkında bilgilendiriyor; Dadaloğlu’nun bütün şiirlerini ihtiva etmeye çalışıyor ve şiirlerin yazılma sebeplerine dair anlatıları, farklı okuma biçimlerini aktarıyor. Bu manada eser oldukça kıymetli bir çalışma olmuş.
Kitabı iki sene kadar önce Dadaloğlu’nun tüm şiirlerini okuyabilmek için almıştım. İnternette bulunan şiirler Dadaloğlu’nun bütün şiirlerini ihtiva etmiyordu ve Aşık Kerem kitabından aldığım keyfi Dadaloğlu’ndan da alırım diye düşünüyordum. Dadaloğlu coğrafya ve zaman olarak bana çok yakındı ve Dadaloğlu’nu okumaktan umduğum biri edebi birisi sosyolojik iki fayda vardı.
Türkiye yöresel ağızları arasında hem telaffuz hem de dilin içerdiği malzemeler bakımından farklılıklar var. Her ikisi de zenginlik olan bu özelliklerin ana düşmanları resmi ağzın İstanbul ağzı olarak kabul edilmiş olması ve bunun neticesinde okulda ve televizyonda İstanbul ağzı ile konuşulması. Televizyon öncesi dönemde İstanbul ağzının resmi ağız kabulü diğer ağızları otomatik olarak daha az Türkçe kılıyor resmi bağlamda. Okula başladığında İstanbul ağzı konuşması için zorlanan çocuk kendi dilinin nerede duracağı, nereye giremeyeceği hakkında bir fikir sahibi oluyor. Mesela akademik meselelerin yöresel ağızla konuşulabileceğini düşünüyor musunuz?

İkinci bir mesele de resmi ağızın İstanbul ağzı olarak belirlenmesi sonrasında diğer ağızların kamusal sahneden çekilmesine bu ağızların yörelerine ilişkin kalıpyargı imgeleriyle eşleştirilmesi eşlik ediyor. Bunu başaran biraz da Yeşilçam olabilir. Böylece iç anadolu-özellikle Kayseri ağzı konuşan birisi otomatik olarak aşağıdaki tiplemeye dönüşüyor.
Fakat asıl yozlaştırıcı ise televizyon. Televizyonlar birlikte çocukluğundan beri İstanbul ağzına muhatap olan çocuk kibar, iyi bir insan evladı olmak için onu konuşmak istiyor. Eğitim hayatıyla da bu malesef perçinleniyor. Televizyon Türkiye ağızlarını birbirine benzetiyor ve daha anonim bir Türkiyeli kimliği oluşturuyor. Bu bağlamda böyle bir artısı da var.
Ağızların kaybına yerel söyleyiş içindeki farklı kelimeler, söyleyiş biçimleri ve deyimlerin kaybı eşlik ediyor. Asıl acı kısım burası.
İşte ben Dadaloğlu’nu dilsel bağlamda bu kayıpların telafisine yardımcı olur umuduyla almıştım. Bu manada kitabın iyi bir belge önemi taşıdığını söyleyebilirim.
İkinci konuya gelirsek Dadaloğlu avşarların iskan ettirildiği dönemde yaşıyor ve yaşanan sosyolojik değişimlerin ne gibi sonuçlara yol açtığı, bunların birey psikolojisindeki yeri ve bu değişime kişilerin nasıl direndiği gibi sorulara dolaylı yanıtlar veriyor. Bu manada da modernleşme, devletleşme süreçlerine dair -özellikle şiirlerin hikayeleri ile birlikte verilmesi sayesinde- fikirler veriyor.
Peki Kitabı Neden Bitiremedim
Dadaloğlu şiirleri asli olarak sözlü kültürün bir parçası ve ben de sözlü kültür ürünlerini kulaktan duyduğum zaman daha çok sevdiğimi fark ettim. Aşık Kerem hikaye olması hasebiyle daha kolay okunabiliyor ama salt şiirlerden oluşan sözlü kültür ürününü okumak zorlayıcı bir deneyim olabiliyor. Bu manada Fuzuli’nin divanını okumakla herhangi bir cönk okumak arasında zorlanma açısından farklılıklar oluşuyor kendiliğinden.
İkinci bir husus da kitaptan beklediğim boyutta yöresel söyleyiş öğrenememiş, görememiş olmam beni devam etmekten alıkoydu. Kitabı alanda çalışan araştırmacılara ve hassaten Türk halk şiiri severlere tavsiye ederim.
*Bu yazıda belirtilen yargılar araştırmalar sonucu elde edilmiş olmayıp “akla ilk gelen fikir” olma hasepleriyle kendilerine yer bulmuşlardır. Ama bu yöresel ağız işinin arkasındayım. Araştırmaya devam.