Sihâm-ı Kazâ/Nef’î

Arkaplan. Nef’i’nin hicivde üstad olduğu şurada burada kulağıma çalınır dururdu. Hatta babasını bile hicvettiğini duymuş, “a köpek” redifli şiirini internetten bulup okumuştum. Siham-ı Kaza’dan biraz utanarak bahsedildiğini de gördükçe esere yönelik ilgim artmıştı. Amma ve lakin esere yıllar yılı rastlamadım. Rastladığım baskılara da su katılmıştır deyü itimat etmedim ta ki bir gün kader beni eleştirel basımıyla karşılaştırana dek. Varıp Fatih Kütüphanesine raflara alık alık bakarken ilişti gözüme. Elime aldım, kısmen tren yolunda kısmen sağda solda kıraat eyledim.

Muhteva. Furkan Öztürk’ün hazırladığı eleştirel basımda öncelikle Siham-ı Kaza’ya bir giriş metni yer alıyor. Burada çeşitli edebiyat tarihçilerinin vs. kitapla ilgili kanaatleriyle ilgili malumat elde ediyoruz. Nef’i’nin şiirlerini temel olarak belirli kişilere yazılan hicviyeler ve diğer şairlerle yaptığı atışmalar olarak ikiye ayırmak sanırım makul. Sonrasında güzel bir sözlük ve şiirlerde geçen kalıp ifadelere ilişkin izahlar yer alıyor. Girişi çok dikkatli okumadan geçtim, diğer kısımlardan faidelendik.

Küfür Meselesi. Evet, Nef’i sövüyor. Hem de sağlam sövüyor. Babasını hicvettiği de doğru. Başta Nef’i’nin sövgülerinden keyif aldım ne güzel küfrediyor diye, sonra hepsini bir anda okumak fazla geldi. Şairler arası atışmalardaki üslupsa artık midemi bulandırdı.

Nef’i’nin yaptığı sövgüler, yukarıda zikri geçtiği üzere toplumun üst katmanlarındaki kimi kimseleri yermek ya da diğer şairlerle atışmak üzere yapılmış görünüyor. Tabi, bu sövdüğü kimselerin ne tür bir konumda olduklarını, Nef’i’nin onlara sövmekteki amacını bilmiyorum. Yine de bu hiciv uğruna kelle vermiş şairin delikanlı bir insan olduğunu düşünmemek erliğe sığmaz (maskülinite alert).

Dengine Küfür. Nef’i’nin de ettiği küfürler aslında gerçek olmayan bir senaryoyu akla getirerek karşıdakini incitmeyi amaçlıyor. “Hay bilmem neresini/bilmem neyini şey ettiğim”, bir yerde failin kendine muhayyel bir suç isnadı gibi görünüyor. Aslında karşımızdaki insanın bacısıyla ya da kendisiyle ilgili fiili işlemek, bu fiilin temelde tecavüz olduğunu ya da ilgili fiilin mantıken livataya taalluk ettiğini düşününce garip gelebilir. Eğer küfürde bahsettiğimiz hadise gerçekten vuku bulmuş olsaydı biz toplumsal normlar dahilinde suçlu olurduk. Tabi suçla birlikte güçlülük de var. “Bak benim canımı çok sıkma, toplumsal normları çiğnerim” mi demek istiyoruz acaba? Sosyal Psikoloji üstazelerinden Fiske’in ifade ettiği üzere insan birini görünce önce niyeti kötü mü, sonra da bunu yapmaya muktedir mi diye sorarmış. Herhalde küfrederek şunu diyoruz, “hem niyetim kötü hem de muktedirim”.

İkinci olarak küfürler toplum arasında açıkça konuşulmayan tabulara işaret ediyor. Kimsenin anasına, bacısına yan bakılmaz, livata kötüdür şeklinde toplum arasında kabul edilen sözleşme ortada dururken birisi kalkıp bir şeye öfkelenip toplumun değer düzenini yerle bir edecek bir ifadeyle çıkageliyor. “Bu işte hoşnutsuzluğum giderilmezse bu toplumsal sözleşme masasını deviririm arkadaş” mı demek istiyoruz acaba.

Üstüne Küfür. “İsmet uludur, İsmet uludur, onun kuludur, halk t.nın kılıdır, haydin şekere, haydin zeytin yağına, haydin sabuna, haydin makarnaya”*. Rivayete göre bu sözleri öfkeden gözü dönmüş bir işçi minareye çıkıp İnönü döneminde sarf etmiş. Bu sahne, James Scott’un Tahakküm ve Direniş eserinde bahsettiği gizli senaryonun açık senaryoya dönmesini ifade ediyor. Scott’a göre kamusal alanda, herkesin uyuyor göründüğü ve üst tabakadakilerin zorla icbar ettikleri bir senaryo vardır. Buna açık senaryo denir. Gizli senaryoysa halkın gizlice kendi arasında fısıldaşdıklarıdır. Hiciv sanıyorum bu anlamda ezilenlerin, tahakküm altındakilerin gizli senaryosunun kilit unsurlarından birisidir. Her şeye hakim görünen birinin aslında hiç de öyle olmadığını ima ve ifade eden halk arasındaki söylenceler nihayetinde iki grup arasındaki çatışmada ezilenlerin safları sıklaştırmasına hizmet edebilir.

Nef’’i’nin şiirlerinin yazılmaları akabinde nasıl şekillerde dolaşıma sokulduğunu bilmiyorum. Bununla birlikte dönemin güçlülerini hicveden metinlerin bu güçten kötü etkilenenler arasında dolaşması Nef’i’nin üst kademeden kişilere yazdığı hicivleri Scott’un bahsettiği gizli senaryo unsurlarına dönüştürebilir. Hiciv konusunda teorik okuma yapmaya çok niyetim olmadığı için aklıma gelen spekülasyonları bu noktada sonlandırıyorum.

Önerir Miyim? Son kısımlarındaki küfürler artık bayağı bir tat veriyor fakat özellikle ilk bölümlerde üst tabakadan kişilere hicivlerini okuması oldukça keyifli.  

* Bu şiiri çocukken duymuştum ama baştaki kısmından ötesini çok silik bir biçimde hatırlayabiliyordum. İnternette ararken tekrar rastladım: https://www.ulkucudunya.com/index.php?page=haber-detay&kod=12507