The Quest For Meaning/Tarık Ramazan
Kitabın ilk sayfasında kargacık burgacık harflerle takriben “to Sokoru As the __ gift for you T” yazıyor. Ramazan’a imzalattığım bu kitap 2010 yılında Allen Lane tarafından basılmış, daha sonra 2012’de Penguin tekrar basmış. Kitabın 2012 baskısının yapıldığı yıllarda Ramazan Oxford’da hocaydı. Kitap hakkında yapılan yorumlar genel olarak iyi. Tek bir yorumcu eğer Ramazan bu kitabı genel bir çoğulculuk felsefesi metni olarak yazmak yerine İslam içinden yazsa daha iyi olurdu demiş. Bu yorumu yapan da bir yabancıydı(ecnebi/avrupalı) yanlış hatırlamıyorsam.
Bense Penguin Books tarafından 2012 yılında yayınlanan bu eseri bir zorunluluk sonucu 2012 yazında almıştım. O mübarek günlerde dil öğrenen yabancıların uğrağı ve İngiliz piri fanilerinin sayfiye ve istirahatgahı olan Bournemouth kentinde dil eğitimi alıyor gibi yapmakta ve hakikatte ise İngiliz kültürünü tanıma bahanesi ile it ayağı yemiş gibi seyiblemekteydim. O yıllarda kurulması gündemde olan bir öğrenci kulübünün ön çalışmaları mahiyetinde bazı ziyaretler gerçekleştirmekte idik. Bu ziyaretleri planlayan, düzenleyen ben değildim. Konuyla ilgilenen arkadaşlar vardı, ben de (daha sonraki yıllarda ilgilenemediğim) kulüp planı dahilinde koşturan arkadaşlara sadece bir tür yoldaşlık sağlıyordum. Bu manada Tarık Ramazan’la da tanışmak için arkadaşlar girişimde bulunmuş ve görüşme ayarlamışlardı. Ben de bir tür yoldaş/yancı pozisyonunda bu geziye katılmaya evet dedim ve Oxford’a vasıl oldum. Hazır gitmişken adamdan bir de imza alalım dedik ve yakınlardaki bir dükkandan Ramazan’ın mevzubahis kitabını aldım.
Yanlış hatırlamıyorsam o zamanlar Ramazan, Mursi’nin danışmanlığını yapıyordu. Biz de o günlerde gerçekleşmekte olan Gezi olayları, Akp, Mursi gibi olayları konuşmuştuk, ben de fırsatı bulmuşken kendisine o zamanlardaki üstadım Cabiri hakkındaki düşüncelerini sormuştum. Biz oradan ayrıldıktan üç gün sonra Mısır’da darbe oldu.
Kitabı okumaya uzun zaman fırsat bulamadım. Bu sıralarda sosyal medyada Ramazan’ın benim de ilgilendiğim bir konu olan Kurtuluş Teolojisi hakkında konuşup durduğunu görüyordum. Bu konuşmaların hiçbirini dinlememiştim ama kafamda muğlak bir Ramazan imajı oluşmuştu. Yarı muhafazakar, söylemsel olarak yarı yenilikçimsi. Birkaç sene sonra Farid Esack’ın “Çoğulculuk…” kitabını basmalarını tavsiye etmek (asıl konu kitabın çevirmenliğini bana vermelerini rica etmekti) Suat Abiyle Ayrıntı’ya gitmiştik (Ayrıntı çeviride fazla profesyonellerle çalıştığını ima etti, biz de lafını bile edemedik çevirmenliğin). Esack’tan konuşurken aklıma Ramazan’ın bu kitabı da gelmiş ve okumadığım halde “ya bir de böyle bir kitap var” diye söylemiştim. Yanılmıyorsam Burhan Sönmez de “zamanında ben de bir baktım Ramazan’a. Çok fazla isim zikredip dolu gibi görünse de bir şey söylemiyor” demişti. Benim de her duyduğuma inanmaya meylim olduğundan olsa gerek kitabın yüzüne daha da bakmadım.
Derken daha sonraları Tarık Ramazan, #me too hareketi dahilinde tecavüz suçlamalarına muhatap olup Oxford’da hocalığı bıraktı. Sanırım bir süre hapse de girdi. Tecavüz iddiaları tek kişiden değil, çok kişiden geliyordu. Ramazan’ın böyle bir şey yapmış olması tabi ki karşıtları için güzel malzemeydi. Bununla birlikte taraftarları tecavüz iddiasını gündeme getiren kadınlara sosyal medya aracılığıyla baskı kurmaya vs. çalıştı. En azından medyadan gördüğüm böyle. Akit’te çıkan haberde de durum kuru iftira olarak değerlendirilmiş, bununla birlikte Ramazan çeşitli kadınlarla münasebetini mahkemede tasdik etti.
Tüm bu tiksindirici vakıalar sonrası Ramazan’ın kitabını okumaya tekrar karar verdim. Sebebi müslümanlar içinde temelden sorgulamalar yapan ve felsefi müktesebatı da elinde bulunduran kişilerin söylemlerine yönelik merakımdı. Nasıl bir çoğulculuk inşa ediyor diye epey meraklanmıştım. İşten çıkarılmamı ve Hz. Metin’i Düzce’ye ziyarete gitmemi de fırsat bilerek kitabı tekrar elime aldım. İlk birkaç sayfası güzel geldi. Bu ilk bir kaç sayfada Ramazan projesini açıklıyordu: Hepimiz kendi penceremizden görüyorduk. İki türlü yolculuk olabilirdi: sırayla pencereleri gezmek ve benzerlikleri bulmak, ya da direk sahaya gidip pencerelerin bakma biçiminin künhüne vakıf olup geri dönmek.
Güzel gelmişti. Hevesle devam ettim. Fakat bir süre sonra Ramazan hiçbir şey söylemiyormuş gibi geldi. Aynı Burhan Sönmez’in dediği gibi bazı isimler sayıyor, bazı temel soruları korkusuzca soruyor gibi görünüyor ama sanki deneme yazarmış gibi bir yere vardırmıyordu. Farklı ve çok önemli bir şey söylermiş gibi yapıyor ve hiçbir şey söylemiyordu. Ben de Karen Amstrong’undan amazon yorumcusuna herkesin çokça övdüğü bu kitapta hiçbir şey bulamayıp onu kenara atıverdim.