Qawqa’a / The Shell / Salyangoz

Mustafa Halife’nin  Türkçe’de Salyangoz, İngilizce’de The Shell, Arapça’da Qawqa’a ismiyle basılan kitabını bitirdim. Oldukça okunaklı, sıkmayan, insana Suriye zindanlarının nasıl olduğunu iyi hissettiren bir kitap. 

Bu kitap için spoiler alarmına ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Ana olay kişinin saçma yere hapse düşmesi-ki bu da herkesin malumu. 

Kitap birçok Avrupa diline çevrilmiş Amazon’dan gördüğüm kadarıyla. Yine yorumlardan çok kişinin ilgisini çektiği görülebiliyor. Kitap sizi içine çekeceği için gayet hızlıca bir iki günde bitirilebilir. 

Hikaye

Hikaye temel olarak dinle diyanetle pek alakası olmayan Hıristiyan bir Suriyelinin Fransa’dan memlekete dönmeye karar vermesi ile başlıyor. Havalimanında sevgilisini geride bırakıp memlekete varan kahramanımız daha soluk almadan, ne olduğunu anlamadan polisin eline düşüyor ve yıllar sürecek ölümlerle, işkencelerle dolu hapishane tecrübesi başlıyor. 

Kişinin tek bahtsızlığı hapse düşmüş olmak değil aynı zamanda çokça dindar diğer mahpuslarla birlikte kalmak zorunda olmak. Hıristiyan/dinsiz olduğunun anlaşılması üzerine mahkumlar tarafından da tecrit edilen kahraman uzun süre necis muamelesi görüyor. Kimse onla konuşmuyor, tek başına kalakalıyor. 

“-Ama efendim ben Hıristiyanım

-Hıristiyan bir Müslüman Kardeşler üyesisin ha. Orospuçocuğuna bak hele“

gibi diyaloglara rastlamak insanı öğrenilmiş çaresizlik hislerine itiyor. Bu farklı dinden olma hikayesi en son koğuşa radikal bir islamcının dahil olmasıyla doruk noktasına erişiyor. Kişi kahramanımızı infaz etmek isterken bu girişimi hem kahraman hem de oradakiler için hiç beklenmeyen bir sonuca yol açıyor. 

Kahramanımız çeşitli hapishaneleri de dolaştığı için size Tedmur’un, diğer hapishanelerin nasıl olduğu; gardiyanların kişilikleri ve davranışları, İslamcı ve İslamcı olmayan mahkumların tavırları hakkında bilgilendiriyor. Kitapta en çok hoşuma giden detaylardan birisi de gardiyanlara mahkumların verdiği isimlerdi. Herkese orospuçocuğu diye seslenen gadiyanın ismi orospuçocuğuydu mesela. 

Benim için en çarpıcı iki sahne kahramanımızın kitap boyunca biri toplu diğeri ferdi olarak kıldığı cenaze namazlarıydı. Kitabın anlatırken gözyaşı döktürecek iki hikayesi. 

Dil

Bir cesaret kitabı orijinalinden okudum, Türkçe çevirisinin sadece başlarını görebildim Kitapyurdu’nda. Öncelikle bildiğim kadarıyla küfürlerin kitaplarda yer alması Suriye’de alışkın olunan bir durum değil. Kitap asli olarak fasih dille yazılmış olmasına rağmen tüm diyaloglar Suriye lehçesinde ve küfürler olduğu gibi alınmış. Böylece normalde kitaplarda pek rastlanmayan ama konuşanlardan duyabileceğiniz Suriye yerel dilindeki “pezevenk, ibne, ananı.., orospu evladı, ibnenin evladı” gibi küfürlere bolca rastlayabilirsiniz. Yine kahraman Suriye içi farklı lehçelerle konuşan kimselerin konuşmalarını olduğu gibi aktarmış. Bunlar çeviride nasıl aktarılır, nasıl korunur bilmiyorum. Zor iş. Bununla birlikte diyaloglardaki Suriye lehçesini yansıtmak için ben olsam kendi aksanımla, en azından şiveyi yansıtacak şekilde çevirirdim. Bu sebeple hem İngilizce hem de Türkçe çevirilerine bakmak istedim. 

Nasibimize Düşenler

Kasım Süleymani’nin ölümü olayında da gördüğümüz gibi Suriye’de halkın yaşadıkları hızlı bir anti-emperyalist retoriğe kurban edilebiliyor. Dahası anti-emperyalistlerin, özgürlük savaşçısı olduğunu iddia edenlerin kendi iç ahlaksızlıklarını görmezden gelmekliğimizi yeniden sorgulamaya açıyor. Hakeza ülkemizde bulunan milyonlarda mültecinin neler yaşadığını bir nebze olsun anlamamıza katkı sağlıyor. 

Tüm bunların yanında asli olarak diktatöryal rejimlerin eylemleri sonucunda ortaya çıkan daha katı karşı çıkışları anlamamıza imkan veriyor. Bu manada Işid’in kökenlerine dair değerli bir bakış imkanı da sunuyor.